Osmanlı’ da Vakıflar

Osmanlıda Vakıflar

Vakıf, İslam hukukuna göre, bir mü’minin alınteri ile kazandığı malından bir bölümünü, insanların hayrına olacak bir iş için tahsis etmesidir. Vakfın kuruluş sebepleri ortadan kalk­madıkça, vakfı ortadan kaldırmak mümkün değildi. Bu bakım­dan İslâm Devleti’nde vakıfların işlerinin düzenli yürümesine ve vakfa zarar gelmemesine hükümdarlar tarafından büyük özen gösterilmişti.

Osmanlı Devleti’nde başta padişahlar olmak üzere, hane­dan üyeleri, yüksek dereceli devlet görevlileri, toplumun seç­kin tabakalarının mensupları çeşitli vesilelerle vakıflar kurmuş­lardı. Yahya Kemal Beyatlı’nın ifadesiyle, devlet ricalinde vakıfla ilgisi olmayanların itibarı yoktu.

Bu anlayış çerçevesinde 1540 yılında sadece Anadolu Eyâleti’nde (Kastamonu, Alanya, Antal­ya, İsparta ve Afyonkarahisar) 45 imaret (fakirlere yemek veri­len yer), 342 câmi, 1055 mescid, 110 medrese, 626 zaviye ve hankah (tekke), 154 muallimhane (öğretmenevi), bir kalender- hane (fakir dervişlerin barındıkları zaviye), bir mevlevîhane (Mevlana’nın eseri Mesnevi’nin okunduğu dershaneler), 2 dâ- rulhuffaz (hafız yetiştirme okulu), 75 büyük han ve kervansaray işletilmekte, 121 müderris, 3756 hatip, imam ve müezzin ile 3299 şeyh, şehzade, kayyum, öğrenci ve mütevelliye maaş ve­rilmekte idi. Gayr-i müslimlerin yoğun bulunduğu bölge Bulga­ristan’da ise, 3339 Türk vakfı bulunmaktaydı.

Vakıf sistemi sayesinde sosyal, kültürel ve dinî hayatla il­gili birçok hizmet böylece yerine getirilmişti. Yapılan araştır­malar, tımar sistemi içinde birçok kaza ve sancakta, toplam gelirinin dörtte birinden yarısına kadar büyüyen miktarların vakıflara ayrıldığını göstermektedir.

Vakıflar yoluyla şu konularda önemli başarılar elde edil­mişti:

Vakıflar, devletin kuruluş yıllarında fethedilen toprak­larda Türk yerleşmesinin imkânlarını hazırlamış, yeni açılan alanların şenlendirilmesinde etkili olmuştu. Böylelikle Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Balkanlar’ın Osmanlı yurdu olmasında önemli rol üstlenmişlerdi.

Vakıflar, Anadolu, Rumeli ve devletin egemen olduğu diğer bölgelerde şehir, kasaba ve köylerin büyümesin­de, bayındır hale getirilmesinde büyük rol oynamıştı. Devletin hâkim olduğu bölgelerde ulaşım, haberleşme ve taşımacılık alanlarında canlı bir hayatın oluşması için çok gerekli olan yol ağının işlekliğinde de vakıfların ro­lü büyük olmuştu,  Vakıflar, bütün eğitim kurumlarının, sağlık kurumları­nın finansmanı için temel kaynak olmuştu. Yüz binler­ce öğretmene, öğretim üyelerine, öğrencilere, cami görevlilerine devletin maaş vermesine gerek kalma­mıştı. Söz konusu müesseseler kendi çalışanını kendi­si seçtiğinden eğitim ve sağlık işleri daha iyi görülmüş­tü. Çalışan da görev yaptığı yerdeki vazifesinin uzun süreli olması için yoğun çaba sarf etmişti; çünkü başa­rısız olduklarında işlerinden olma durumları vardı.

Günümüzde ise, sadece Diyanet İşleri Başkanına bağlı çalışan memur sayısı aşağı yukarı 100 bindir. Bu kadar görevlinin bütün maaşını da devlet karşılamak­tadır. Az çalışan ile çok çalışan arasında da maaş itiba­riyle pek bir fark bulunmamaktadır. Bu da çalışanların motivasyonunu ciddi mânâda etkilemektedir. İşten atılmalar ise, çok nadir görülmektedir.

Vakıflar şehirlerin ticaret faaliyetlerinin kolaylaşmasında da büyük rol oynamışlardı. Ticaret erbabının konaklayabilece­ği kervansaraylar yapılmış, böylelikle Osmanlı yurdunda tica­retin canlı olması temin edilmişti.

Yardım, şefkat ve sevgi hissinden doğan ve diğergamlığın müesseseleşmiş şekli olan vakıf müesseselerimiz sayesinde toplumumuz yıllarca huzur içinde varlığını devam ettirmişti. Bu ecdad vakıfları arasında şunlar vardı:

– Kışın aç kalan kuşların beslenmesi.

– Bayram günlerinde şehir ve kasabalarda top atılarak çocukların sevindirilmesi.

– Koyun cinsinin ıslah edilmesi.

– Et fiyatlarının kış aylarında yükselmemesini sağlayacak tedbirlerin alınması.

– Hasta ve garip göçmen leyleklerin bakım ve tedavi edilmesi.

– Çalışan kadınların çocuğuna süt anne bulunması.

– Hac yolunda parasız kalanlara para dağıtılması.

– Cami ve türbe duvarlarındaki ot ve yosunların temizlenmesi.

– Ramazan-ı şeriflerde camilerde hurma, zeytin gibi iftariyeliklerin dağıtılması.

– Köy ihtiyarlarına elbise temin edilmesi, Hamalların sırtlarındaki yükleri, üzerine koyup dinlendikten sonra

kimsenin yardımına muhtaç olmaksızın sırtlanabilmeleri için mola taşları dikilmesi.

– Yüksek dağ ve geçitlerde kar ve tipiden korunmak için sığınak yapılması.

– Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar için gölgelik yapılması ve icab eden yerlere su küplerinin konulması.

 

Kaynaklar:

Osmanlı’yı Cihan Devleti Yapan 150 Sır / Syf. 126-129/ Ali Karaçam / Bilge Yayıncılık 2007

Fotoğraflar: http://www.eskiistanbul.net

Yazar: admin

10 thoughts on “Osmanlı’ da Vakıflar

    nida

    (2 Nisan 2013 - 19:46)

    ehhh iyii işte

    yuğba göncü

    (8 Nisan 2013 - 19:16)

    ya biraz güzel istediğimi bulamadımmmm

    mihriban bozkurt

    (20 Nisan 2013 - 16:52)

    beğendim ama çok uzun 😀 :):(

    Ebru Purç

    (6 Nisan 2014 - 16:47)

    Bunlar Değil Vakıf İsimleri Aradığımı Bulamadım Doğrusu 🙁

    admin

    (11 Nisan 2014 - 23:45)

    Burada Osmanlı vakıfları hakkında genel bilgiler yer alıyor.

    Bersu

    (29 Nisan 2014 - 00:44)

    Idare eder

    rabişş

    (5 Mayıs 2014 - 19:44)

    Çok güzel tama aradığım sey Allah razı olsun :))

    özge

    (23 Mart 2015 - 14:35)

    😀 tşkler yeşil kitap
    seni seviyorum http://www.yesilkitap.com 😀

    sena

    (14 Nisan 2015 - 19:30)

    iyi ama vakıf ismi gerek

    admin

    (27 Ocak 2017 - 11:25)

    geç oldu ama ben de teşekkür ederim. Sanırım öğrencilere ödev verildi bu konuda, bu yazıyı paylaşırken niyetim Osmanlı Kültüründen esintiler sunmaktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir